« Önceki | Sonraki »

21/3/2008

Mustafa İslamoğlu - Takdim

Takdim

Özlemekten yorulmuşum, kapında durdur beni

Ucu sana dek ulaşan bir zincire vur beni
Beni çöllerden sorma, ki sonra Mecnun yerinir
Aşksızlıktan taş kesilmiş şehirlere sor beni
Karanlık yerlerimi bir bir soyundum asfaltlara
Şimdi yüreğim üşüyor, giyindir ey nur beni
Ben Leyla’ma gidiyorum, çekil önümden Leyla
Gayrı, cennet olsan durmam, bak çağırıyor beni
Toprağımın gözlerinden çöllerin yanağına
Süzülen bir damlayım yar, kabul buyur beni
Hangi denize attımsa tutuştu saçlarından
Bir kez bak, yoksa bu yürek yarı yolda kor beni

21/3/2008

Erdem Beyazıt ve Bulmak

BULMAK      

 

Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti

Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti

 

Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma

Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma

 

Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından

Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından

 

Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde

Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde

 

Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş

Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş

 

Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine

Kapılıp gidiyorum saçının sellerine

 

Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar

Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar

 

Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın

Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın

 

Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi

Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi

 

Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım

Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım

 

Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden

İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden

 

Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm

Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm

21/3/2008

Sezai Karakoç'tan MonaRoza...

MONA ROZA

 

Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller

 

Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar

 

Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek...

 

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

 

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

 

Ellerin ellerin ve parmakların

Bir nar çiçeğini eziyor gibi

Ellerinden belli oluyor bir kadın

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin ellerin ve parmakların

 

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

 

Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine

Akşamları gelir incir kuşları

 

Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O masum bakışlar su kenarında

Ki ben Mona Roza bulurum seni

 

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim aşkım sığmaz öyle her saza

En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

 

Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı

 

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

 

Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

Bir tüy ki kapalı gece ve güne

Altın bilezikler o kokulu ten

 

Mona Roza siyah güller, ak güller

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

Mona Roza siyah güller, ak güller

21/3/2008

Sezai Karakoç'tan Ey Sevgili...

EY SEVGİLİ  

 

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin

Bütün sürgünlüklerim bir bak1ma bu sürgünün bir süregi

Bütün törenlerin sölenlerin ayinlerin yortularin disinda

Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layikolmasam da

Uzatma dünya sürgünümü benim

 

Aşkın bu en onulmazından koparıp

Bir tuz bulutu gibi

Savuran yüregime

Ah uzatma dünya sürgünümü benim

Nice yoruldugum ayakabilarimdan degil

Ayaklarimdan belli

 

Lambalar egri

Aynalar akrep melegi

Zaman çarpilmis atin son hayali

Ev miras degil mirasin hayaleti

Ey gönlümün dogurdugu

Büyüttügü emzirdigi

Kus tüyünden

Ve kus südünden

Geceler ve gündüzlerde

Insanliga anit gibi yükselttigi

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünüm benim

 

Bütün siirlerde söyledigim sensin

Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin

Seni saklamak için görüntülerinden faydalandim Salome'nin Belkis'in

Bosunaydi saklamaya çalismam öylesine asikarsin bellisin

Kuslar uçar senin gönlünü taklit için

Ellerinden devsirir bahar çiçeklerini

Deniz gözlerinden alir sonsuzlugun haberini

Ey gönüllerin en yumusagi en derini

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

 

Yillar geçti sapan ölümsüz iz birakti toprakta

Yildizlara uzaniphep seni sordum gece yarilarinda

Çati katlarinda bodrum katlarinda

Gölgendi gecemi aydinlatan essiz lamba

Hep Kanlica'da Emirgan'da

Kandilli'nin kursuni safaklarinda

Seninle söylesip durdum bir ömrün baharinda yazinda

simdi onun birdenbire gelen sonbaharinda

Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layik olmasam da

Ey çagdas Kudüs (Meryem)

Ey sirrini gönlünde tasiyan Misir (Züleyha)

Ey ipeklere yumusaklik bagislayan merhametin kalbi

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

 

Daglarin yikilisini gördüm bir Venüs bardaginda

Köle gibi satildim pazarlar pazarinda

Günesin sarardigini gördüm Konstantin duvarinda

Senin hayallerinle yandim düslerin civarinda

Gölgendi yansiyip duran bengisu pinarinda

Ölüm düsüncesinin beni sardigi su anda

Verilmemis hesaplarin korkusuyla

Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layik olmasam da

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünüm benim

 

Ülkendeki kuslardan ne haber vardir

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir

Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir

Yoktanda vardan da ötede bir Var vardir

Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir

O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir

Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir

Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir

Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir

Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir

Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir

Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

20/3/2008

Rüveyda

RÜVEYDA
fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarim koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
yetim çığlıklarımı duyurmak üzre sana
koşup geldim ; iliştir beni memnu bahtıma

adini söylemek istemiyorum
her hecesi amansiz bir kor dudaklarimda
her harfine yillardir simseklerle yaristim
zindanlara karistim , ölümlerle tanistim
adini söylemek istemiyorum
rüveyda dedigim zaman
anla ki, senin için yürüyor kelimeler
çigligmin atardamarlarindan

hangi yildizdir bilmem, gözlerin
kayar da üzerime rüveyda
önce tuhaf bir deprem yayilir bedenime
sonra açilir önümde istirab vadileri
silik renkleriyle adimlarima
çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
hayalin bittigi menfeze dogru
alaca bir at kosar içimde
zamansiz , mekansiz nefese dogru

uslanmaz bir yürek tasidigima dair
yaygin bir kanaat dolasir aynalarda
oysa rüveyda
bastanbasa ben
kevser akan , gül kokan bir kalbin filiziyim.

kitaplara sürdügüm kapkara lekelerden
bir anlatsam nasil utandigimi
bir dogrulsam egildigim yerlerden
agarir tanyeri nilüferlerin
alaca bir kosar içimde
ezer toynaklari ile anilarimi

sular köpürmemeliydi rüveyda
kirilamamaliydi islak dallari hasret selvilerinin
ben zehire aliskinim , serbete degil
rüyalar hefret eder avare durusumdan
kabuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
ben her gece bir Mehdi türküsüyle çilekes
yargilamak için z******* kayitlarini
inkilab bekliyorum

hangi umut çiçegidir bilmem , ellerin
uzanir da gönlüme rüveyda
derinden bir ok saplanir bagrima
beynimi çagiran bir sese dogru
alaca bir at kosar içimde
zamansiz , mekansiz nefese dogru

varligin cinayettir memleketimde islenen
akitir kanini en asil pehlivanlarin
yoklugun sükunettir kusatir evrenimi
varligin ve yoklugun ölümüdür baharin

artik eskisi gibi bakamiyorsun
göklerinde bir belkis otururdu rüveyda
binlerce gökkusagi olurdu kirpiklerin
günes bir anne gibi dururdu basucunda
artik dokunamiyor kakülün bulutlara
karalara bürünmüs saçlarinda dolunay
ben bu kadar zulme layik miyim rüveyda

hangi ressami vurur bilmem , nedamin
sarar da benligimi
ben beni tanimam kaldirimlarda
kafesleri yutan kafese dogru
alaca bir at kosar içimde
zamansiz , mekansiz nefese dogru

kirmizi bir kurdela baglayarak alnina
duydun mu orkideye dua eden birini
bu ismarlama yüzler yok mu rüveyda
bu yapmacik bebekler
gözyasi akitirken gülenler yok mu
beni kahrediyor geceler boyu

hangi çagin gelisidir bilmem , gülüsün
soluk bir dünyanin mezarlarina
gömerek gurbetimi
kapadi karanliga Yesrip , kapilarini
meydan okuyusun çagin ordularina
bilmem hangi mevsimin baslangicidir
doruklardan öte hevese dogru
alaca bir at kosar içimde
zamansiz, mekansiz nefese dogru

yasini tutuyorum yarattigim düslerin
yipranmis divaneler gibiyim sokaklarda
amansiz bir ütopya üfleyen pencereler
lif lif yoluyor dram seyyahi bedenimi
önümde , haksizligin hesaba çekildigi
hiç kimsenin kimseyi tanimadigi mahser
arkamda , kare kare ömrümü belirleyen
hatirladikça yanip tutustugum resimler

söyle, nasil asarim pismanlik daglarini
yeniden bir nil olup tasar miyim çöllere
kim giydirir basima tacini nihayetin
kim takar bilegime hürriyet künyesini
karada balik gibi nasil yasarim , söyle

rüveyda , seziyorum ; tahammülün kalmadi
ama dur , bosaltayim bütün çigliklarimi
asirlardir köhne barinaklarda
küflenen , çürüyen çigliklarimi

at vuruldu ; içim paramparça rüveyda
gölgelerin ardina sakladim kusurumu
sen orda kayitsizca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akiyorum
yine de , çignetemem kimseye gururumu
istenmedigim yeri sessizce terkederim
hatira kalsin diye birakir da ruhumu
mahzun bir dervis gibi boyun büker, giderim

Nurullah GENÇ